GRADUATE SCHOOL OF SOCIAL SCIENCESSETTLEMENT ARCHAEOLOGY


Department of Settlement Archaeology Symposium Series III

GÜNEY DOĞU ANADOLU ARAŞTIRMALARI SEMPOZYUMU

30 Nisan-1 Mayıs 2009

 

PROGRAM

30 Nisan (Perşembe)

10.00-10.15 Açılış Konuşması

Prof. Dr. Gülriz Kozbe

10.15-10.45  Barınaktan Tapınağa: Yukarı Mezopotamya Neolitik Tapınak Yapıları ve Gelişimi

Ali Umut TÜRKCAN

10.45-11.15 Anadolu Erken Neolitik Toplumlarında Mine Hipoplazilerinin Epidemiyolojik Açıdan İncelenmesi

Ali Metin Büyükkarakaya

11.15-11.30 Kahve Arası

11.30-11.45 Akeramik Neolitik Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Kült Yapıları: Nevali Çori Örnek Yerleşimi

Mina Şentek

11.45-12.00 Seramiksiz Neolitik Dönem’de Sosyal Farklılaşma

Deniz Erdem

12.00-13.30 Yemek Arası

13.30-14.00 Güneydoğu Anadolu’da Halaf Kültürü’ne Kadar Boya Bezemeli Çanak Çömleğin Gelişimi

Vildan Gürdil

14.00-14.30 Kerküşti Höyük Halaf Dönemi Sürtme Taş Endüstrisi

Kubilay Atalay

14.30-15.00 Kuzey Mezopotamya’da  Bir Halaf Yerleşmesi: Kerküşti Höyük

Savaş Sarıaltun

15.00-15.15 Kahve Arası

15.15-15.45 The distribution of domestic architectural types in third millennium Eastern Anatolia

Bérengère PERELLO

15.45-16.15 The role of Harbor Towns in the Re-Urbanization of the Levant in  the Middle Bronze Age II.

Murat Akar

16.15-16.45 Animal Exploitation in the Upper Tigris Valley from the Middle Bronze Age to

the Iron Age: A First Assessment from Hirbemerdon Tepe and Kenan Tepe.

Rémi Berthon

1 Mayıs (Cuma)

10.00-10.30 Assur Devletinin Yukarı Dicle Yayılımı

Arş. Gör. Elif Baştürk

10.30-11.00 Kahramanmaraş Valley Survey and its Classical Results

Ergün Laflı

11.00-11.30 Hellenistik Dönem’den Geç Roma Dönemi’ne Antik Zeugma Nekropolleri

Hüseyin Yaman

11.30-11.45 Kahve Arası

11.45 -12.15 Roman Bridges of South-Eastern Anatolia

Anthony COMFORT

12.15-13.30 Yemek Arası

13.30-14.00 Roman sculptures in the museums of south-eastern Anatolia

Anthony COMFORT / Ergün LAFLI

14.00-14.30 Eski Besni Yerleşim Bölgesi ve Kültür Varlıklarının Restitüsyonu Üzerine Bir Araştırma

Gülertan AKYÜZLÜER

 

BİLDİRİ ÖZETLERİ

ÇAYÖNÜ NEOLİTİK TOPLULUĞU’NDA MİNE HİPOPLAZİLERİNİN İNCELENMESİ

Ali Metin Büyükkarakaya, Hacettepe Üniversitesi, Antropoloji Bölümü

Mine hipoplazileri, dişlerin oluşumu/kalsifikasyonu devam ederken çeşitli hastalıklar ve beslenme yetersizlikleri nedeniyle mine oluşum sürecinin bozulması sonucu  mine kalınlığında ortaya çıkan eksiklikler olarak tanımlanabilir. Bu nedenle mine hipoplazileri hem günümüz toplumlarında hem de arkeolojik topluluklarda bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde yaşanılan fizyolojik streslerin izlerinin takip edilebileceği bir özellik göstermektedir. Bu çalışmada,  günümüzden önce 10200-8100 yıllarına tarihlenen ve Anadolu’nun bilinen ilk yerleşmelerinden olan Çayönü Yerleşmesi’nden ele geçen iskeletlere ait dişler mine hipoplazileri açısından incelenmiş ve Çayönü Topluluğu bireylerinin yaşamlarının erken dönemlerinde karşılaştıkları stresler ve bunların olası nedenleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmaya tüm daimi dişler dâhil edilmiş ve 803 diş mine hipoplazileri açısından incelenmiştir. Çayönü Topluluğu bireylerinin dişlerinde % 45,92 sıklığında mine hipoplazisi tespit edilmiştir. Cinsiyetler açısından bakıldığında kadınların erkeklere göre daha fazla mine hipoplazisine sahip oldukları saptanmıştır.  Ortaya çıkış yaşları açısından bakıldığında ise mine hipoplazilerinin en sık görüldüğü yaş aralığının 4-4,5 yaş olduğu bulgulanmıştır.  Çayönü Topluluğu bireylerinde gözlenen mine hipoplazilerinin, genel olarak yaşanılan ortamın ekolojik yapısı, yaşam biçimi ve yerleşik yaşama geçişle birlikte daha fazla belirginleşmeye cinsiyete dayalı işbölümü ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.

 “Examination of the Enamel Hypoplasia within the Çayönü Neolithic Community”

Enamel hypoplasias can be defined as deficiencies in enamel thickness that are resulting by the damage of the process of enamel formation/calcification because of the insufficient nourishment and the various illnesses during the formation of the teeth. For this reason the enamel hypoplasias carry the feature that the traces of the physilogical stresses that happened during the infancy and earlier childhood can be followed both in modern and archaeological societies. In this study the teeth series, belonging to the skeletons that are uncovered in Çayönü that is one of the earliest settlements of Anatolia dated to 10.200-8.100 BP., examined in the view of enamel hypoplasias and tried to show the stress factors affects the individuals of  Çayönü society in the earlier sequences of their lives as well as the possible reasons of this stress factors. All the permanent teeth are included to the study and in total 803 teeth have been examined in the view of enamel hypoplasias. Although it is determined that enamel hypoplasia in the teeth of the individuals of Çayönü society reaches the frequency of 45.92%. When it is compared in the basis of the sex, it’s noticed that the female indivuals have much more enamel hypoplasia than the male individuals. Also the occurence of enamel hypoplasias in the basis of the age has been investigated and it is found that the most frequent age interval is 4-4,5 age. It’s considered that the enamel hypoplasias observed in the individuals of Çayönü society are strictly related with the ecology of the surrounding environment in general and the Neolithic way of life as well as the division of labour in the basis of sex which seems to be much more apparent by the transition to the sedentary life.

 

BARINAKTAN TAPINAĞA: YUKARI MEZOPOTAMYA NEOLİTİK DÖNEM TAPINAK YAPILARI VE GELİŞİMİ

Yrd. Doç. Dr. Ali Umut TÜRKCAN, Anadolu Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü

Neolitik Çağa tarihlenen gerek anıtsal boyutlarda olsun, gerek kült özellikli öğelere sahip sıra dışı yapıların sırasıyla Çayönü, Nevali Çori, Hallan Çemi, Göbekli Tepe, Jerf el Ahmar gibi Güneydoğu Anadolu ve Orta Fırat Havzasındaki yerleşmelerindeki keşfi, bu tür yapıların Önasya Neolitik Çağ içindeki sosyo-kültürel toplumsal yapının odak noktalarından birisi olması açısından önemlidir. Bir anlamda tapınağın öncüleri olan bu sıradışı yapılar Kutsal alan (Sanctuary)”, “Kült Binası (Cult Building)” ve “Shrine (Kült Mekânı)” gibi çeşitli şekillerde isimlendirilse de, hepsinin ortak bir yapı ve işlevi paylaştıkları anlaşılmaktadır. Bu yapılar, Neolitik Çağın tapınım amacına yönelik belirli ritüellerin gerçekleştirilmesine hizmet edecek biçimde yapılmış ve amacına koşut olarak farklı mimari özelliklere göre inşa edilmişlerdir. Anıtsal kült yapıları, planlarına göre irdelendiğinde, yapıların anıtsal boyutlarda, özenli ve sağlam bir yapım tarzıyla yapıldığı, zengin iç mekan donanıma sahip oldukları ve diğer konutlara göre çok farklı plan anlayışında oldukları öncelikle dikkati çekmektedir. Buna bağlı olarak, bu en erken anıtsallığın ve temsil ettiği zengin simgeselciliğin otoritenin ve beraberinde inanç dünyasının kendisini ebedi kılmasının bir aracı ve maddeleşen biçimi olduğu belirgindir. Tüm bu ekonomik ve sosyal gelişimler, eşitlikci bir toplum yapısından çok, rekabetçi güce dayanan gelişmiş şeflik yapılarında görülebilen toplumsal parametrelerin en erken örnekleri sayılabilir.

Bir diğer unsur, bu yapıların kuruluş aşamasında ritüel olarak kutsandığını (adaklar), terk edilme aşamasında ise yapıların gömüldüğü ve bazı örneklerde yakılarak terk edildiğini göstermektedir. “Yapı kültü” olarak adlandırılan, yapıların hatta yerleşmelerin bile gömülerek kapatılması ve bir diğer deyişle defini sayılabilecek bu ritüel uygulamanın bu dönem yerleşmelerinden itibaren bölgede önemli bir ritüel geleneğin temellerini de atmış görünmektedir.

 

AKERAMİK NEOLİTİK GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ’NDE KÜLT YAPILARI:

NEVALI ÇORİ ÖRNEK YERLEŞİMİ

Mina Şentek, ODTÜ Yerleşim Arkeolojisi

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ilk yerleşimlerin görülmeye başlaması MÖ 10000’lere kadar inmektedir. Bu erken dönem hakkında cevaplanamayan tüm sorunlar içinde, sosyal organizasyon ve erken sembolizmle olan güçlü bağları dolayısıyla kült aktiviteleri ve kült yapıları sıklıkla çalışılan konular arasındadır.

Son on yılda Güneydoğu Anadolu Bölgesi insanlık tarihinin bu erken dönem gelişim evresi hakkında yeni bulgular sağlamıştır. Bu çalışma, ortak özellikleri olan kült yapılarını, bu yapıların ne tür işlemlerden geçtiğini ve bölgede ne şekilde dağılım gösterdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Nevalı Çori yerleşimi ve kült yapısı örnek olarak seçilmiş ve detaylı olarak ele alınmıştır. Aynı ya da benzer mimari özelliklere sahip diğer kült yapıları da bu Akeramik Neolitik geleneğin köklerini, yayılımını ve devamlılığını tartışabilmek amacıyla çalışmaya dahil edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Akeramik Neolitik, Güneydoğu Anadolu, Kült Yapıları, Nevalı Çori

 

 

ÖLÜ GÖMME GELENEKLERİ VE İSKELET BİYOLOJİSİ IŞIĞI ALTINDA    ÇAYÖNÜ VE ABU HUREYRA’DA SOSYAL FARKLILAŞMA

Deniz Erdem, ODTÜ Yerleşim Arkeolojisi

Neolitik Dönem insan topluluklarının yerleşik köy toplumları kurdukları ve doğa karşısında tüketici konumdan üretici konuma geçtikleri bir dönem olarak tanımlanabilir. Bu özelliği ile insanlık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple neolitik Dönem’in bütün özellikleri ile anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Bu özellikler içinde en çok tartışılan konulardan biri de sosyal farklılaşmadır. Bu çalışmada Neolitik Dönemde sosyal yapı ve sosyal farklılaşma araştırılmıştır. Araştırmada  hem arkeolojik hem de antropolojik verilerden faydalanılmıştır; ve ölü gömme gelenekleri ve iskelet biyolojisinin bu tip bir çalışmada birer parameter oluşturup oluşturamayacağı araştırılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için Çayönü Tepesi ve Abu Hureyra yerleşimlerinin verilerinden yararlanılmıştır.

Mezar tipleri ve mezar eşyaları incelenirken veriler sayısallaştırılmış ve basit grafiklerle sunulmuştur. Daha sonra Correspondence analiz yöntemi kullanılarak verilerin arasındaki farklılıklar ve benzerlikler istatistiksel olarak araştırılmıştır.  Antropolojik veriler daha önce yapılan çalışmaların yeniden yorumlanmasına dayanmaktadır; ancak yine aynı istatiksel yöntemler kullanılarak yaş ve cinsiyet dağılımları incelenmiştir.

Sonuç olarak da her iki yerleşimlerin verileri hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle karşılaştırılarak sosyal farklılaşma ile ilgili ip uçları yakalamaya  çalışılmıştır.

Anahtar Sözcükler: Çanak-Çömleksiz Neolitik, Sosyal Farklılaşma, Ölü Gömme Gelenekleri,  İskelet Biyolojisi, Correspondence Analiz

 

KUZEY MEZOPOTAMYA’DA BİR HALAF YERLEŞMESİ: KERKÜŞTİ HÖYÜK

Savaş Sarıaltun, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Kerküşti Höyük, Mardin ili, Derik ilçesi sınırları içinde Şanlıurfa/Viranşehir –

Nusaybin karayolunun kuzeyinde yer alır. Fırat Nehri’nin ana kollarından biri olan Habur Çayı’na bağlanan Kocadere’nin batı kıyısındadır. Kerküşti Höyük kuzey-güney 170 m, doğu-batı 130 m boyutlarındadır.  Dolgu kalınlığı 4.90 m olup en eski tabakaları bugünkü ova seviyesinin altında kalmıştır. Höyüğün tabakalanması; Ortaçağ, Roma (Mezarı),  MÖ I. ve II.  bin ve bu tabakalardan steril bir dolgu ile ayrılan Halaf Dönemidir.

Yerleşmedeki ilk kazıları Mardin Müzesi tarafından 1981 yılında yapılan kurtarma kazılarıdır. İkinci dönem kazılar ise 2005-2006‘da, Şanlıurfa/Viranşehir – Nusaybin karayolunun genişletilmesinin gündeme gelmesi üzerine, Mardin Müzesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü’nün ortaklığıyla Doç. Dr. Aslı Erim-Özdoğan Bilimsel başkanlığında sürdürülmüştür.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü’nde “Kerküşti Höyük Halaf Dönemi Mimarisi ve Çanak Çömleği” adlı Yüksek Lisans tezi olarak yapılan çalışmanın amacı, Kerküşti Höyük’ün 2005-2006 kazılarında ortaya çıkartılan mimarisi ve çanak çömlek bulguları ışığında Halaf Kültürü ve dönemsel çevre kültürleriyle ilişkisini saptamaktır.

Bu amaçla, yerleşmenin çanak çömleği ile mimarisi ayrıntılı incelenerek tanımlanmış ve bu verilerin yardımıyla Kerküşti Höyük Halaf yerleşmesinin tabakalanması yapılmıştır. Halaf tabakasındaki çeşitli mimari unsurların işlevi ve birbiriyle ilişkisi incelenmiştir. Yerleşmenin Halaf Dönemi çanak çömleği mal, bezeme ve biçim gruplarına ayrılarak diğer Halaf yerleşmelerinin çanak çömlek gruplarıyla karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca Halaf mimarisiyle ilişkili olan gömütler de tanımlanmıştır.

Sonuç olarak, Kerküşti Höyük’ün Son Neolitik/ İlk Kalkolitik dönem içindeki yeri konusunda öneriler getirilmiştir.

                                  

KERKÜŞTİ HÖYÜK HALAF DÖNEMİ SÜRTME TAŞ ENDÜSTRİSİ

Kubilay Atalay, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Kerküşti Höyük, Mardin ili, Derik ilçesi sınırları içinde Şanlıurfa/Viranşehir –

Nusaybin karayolunun kuzeyinde yer alır. Fırat Nehri’nin kollarından biri olan Kocadere’nin batı kıyısında, kuzey-güney 170 m, doğu-batı 130 m boyutlarındadır.  Dolgu kalınlığı 4.90 m olup Halaf tabakalarının alt evreleri  bugünkü ova seviyesinin altında kalmıştır.

Yerleşmenin ilk kurtarma kazıları Mardin Müzesi tarafından 1981 yılında yapılmış,, ikinci dönem kazılar ise 2005-2006‘da, Mardin Müzesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü’nün ortaklığıyla Doç. Dr. Aslı Erim-Özdoğan Bilimsel başkanlığında sürdürülmüştür.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü’nde “Kerküşti Höyük Halaf Dönemi Sürtme Taş Endüstrisi” adlı Yüksek Lisans tezi olarak başladığım çalışmanın amacı, Kerküşti Höyük’ün 2005-2006 kazılarında ortaya çıkartılan  sürtme taş endüstrisi geleneğini ayrıntılarıyla ortaya koymaktır.

Bu amaçla, yerleşmede bulunan sürtme taş endüstrisine ait buluntuların ayrıntılı olarak tanımı yapılmış, yerleşme içindeki dağılımları ve işlevleri saptanmaya çalışılmış, ve ayrılan grup ile alt tipler teknolojik açıdan incelenmiştir. Bu veriler ışığında Kerküşti Höyük sürtme taş endütrisinin; diğer Halaf Dönemi yerleşmeleri ile benzerlik ve farklılıkları belirlenecektir.

Sonuç olarak, Kerküşti Höyük’ün Son Neolitik/ İlk Kalkolitik dönemdeki sürtme taş endüstirisi geleneği ortaya konulmaya çalışılmaktadır.                                                                                                                              

THE DISTRIBUTION OF DOMESTIC ARCHITECTURAL TYPES IN THIRD MILLENNIUM EASTERN ANATOLIA

Bérengère PERELLO,Université Paris I Panthéon-Sorbonne

A comparison of domestic architecture across Eastern Anatolia reveals fundamental differences in the development of domestic architecture in this region. This variance in house form can be attributed to a number of environmental factors, namely topography, climate and building materials, all of which can influence the morphology of houses. However, natural conditions such as these are not the only factor; house design was also affected by socio-cultural factors such as family composition and the limits of technical knowledge. I aim to categorize the different types of house plans known in third millennium BC Eastern Anatolia, with regard to their shape, size or building materials. The distribution of these categories of domestic architecture is analyzed and the reasons for this pattern of distribution across Eastern Anatolia is examined. Eastern Anatolia is composed of Erzurum, Malatya-Elazığ and Adıyaman sectors. Five different models have been found in this region: semi-subterranean (İmanoğlu (Late BA), Arslantepe (VI D2, Early Bronze Age IIIB)), rectangular mono-cellular with or without round corners (Taskun Mevkii (phase 3), Değirmentepe (level III, level Ia-b) and Norşuntepe (lev. 16)), multi-cellular plan and extensive rectangular multi-roomed plan, organized around a courtyard (Titriş Höyük). Consequently, we will see that domestic architecture appears as a relevant tool in the studies of Anatolian societiesand of its relations with its neighbours.

 

THE ROLE OF HARBOR TOWNS IN THE RE-URBANIZATION OF THE LEVANT IN THE MIDDLE BRONZE AGE II

MURAT AKAR

Re-Urbanization of the Levant in the Middle Bronze Age II (1800-1600 B.C) is a commonly accepted archaeological phenomena that manifests the revival of politically and economically well established  institutions; witnessed from the archaeological evidence of large scale public buildings and fortification systems as the indicators of  the complex units of  the MBA settlements. This rise and advancements in the urban centers of the MBA have a direct relation with the exploitation of the commodities from bulk to luxuries in which the harbor towns of the Levant should have played significant role. In this respect this paper stresses the interdependency of inland and coastal settlements that is achieved by the successful exploitation of the routes by means of social and economic attributes that leads to the formation of connected, semi dependent city states. Being  restricted to MBA as a time frame, the models of interactions that form the LBA policies  of the 16th-14th centuries B.C will be used as an agenda and the overall nature of the LBA economy will be seen as the  outcome of the collective collaboration of the micro zones in which the symbiotic integrities of the different nodes of sociopolitical and economic interactions: the flows of sources, ideas and identities will be seen as the product itself where its origins will be seek through the social complexity of the MBA.

 

ASSUR DEVLETİNİN YUKARI DİCLE YAYILIMI

Elif BAŞTÜRK, Ahi Evran Üniversitesi

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, özellikle de Bereketli Hilal’in en kuzey noktasını oluşturan Yukarı Dicle Vadisi ve çevresi, sahip olduğu ekonomik kaynaklar ve ulaşım kolaylığı nedeniyle tarihin her döneminde rakip devletlerin, egemenlik mücadelesine girdikleri bir bölge olmuştur. Yazılı kaynaklar, M.Ö. 14. yüzyıldan itibaren bu topraklar üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen rakipler olarak Hititler, Mitanniler, Urartular, Muşkiler ve Aramiler gibi sürekli değişen isimlerden bahsederken, denklemin değişmeyen tek ismi Assurlulardır. Nitekim Geç Tunç Çağ ve Demir Çağlar’da, Assur İmparatorluğu tarafından uygulanan yayılım politikası çerçevesinde, Yukarı Dicle Bölgesi’ne olan ilgi yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.   

Siyasi yapılarının temelini oluşturan yayılım ve sömürüye dayalı ideoloji, Assur krallarını çok geniş toprakların hâkimi yapmıştır. Aslında bu geniş topraklara yayılırken, çağdaşlarına kıyasla daha bol ve çeşitli veri bırakmış olsalar da,Assur’un Yukarı Dicle Bölgesi yayılımı ile ilgili henüz aydınlatılmamış pek çok konu bulunmaktadır. Günümüze kadar “Terra incognita” (bilinmeyen yer) olarak tanımlanan bu bölge, yaklaşık son yirmi yılda yapılan arkeolojik çalışmalar sayesinde bu tanımlamadan yavaş yavaş sıyrılmaya başlamıştır.

Geç Tunç Çağ sonu itibariyle bölgedeki Assur varlığını incelediğimiz “Assur Devleti’nin Yukarı Dicle Yayılımı “adlı yüksek lisans tez çalışması, yazılı kaynaklar ve “TAÇDAM” Projesi kapsamındaki arkeolojik çalışmaların sonuçlarına göre şekillendirilmiştir. Söz konusu çalışma, Assur emperyalist politikasının yazılı kaynaklarda geçen söylemlerinin, bölgede nasıl  karşılık bulduğunu arkeolojik meteryaller ışığında kanıtlamaya yönelik hazırlanmıştır.

 

KAHRAMANMARAŞ VALLEY SURVEY AND ITS CALSSICAL RESULTS

Ergün LAFLI

Since 1990s there is a long-period archaeological field survey project going on in Kahramanmaraş Valley, led by Professor Elizabeth Carter of UCLA. The major goal of this project is to survey an extensive area around Domuztepe, a hilltop site in southern part of the Province Kahramanmaraş. During this long-term project numerous höyük sites with classical layers were discovered and examined in detail. In the course of my Ph.D. thesis I attempted to study pottery finds from these surveyed areas; also settlement characters of classical periods and other find groups were considered. It seems that find concentration of classical Kahramanmaraş ranges from late Classical period to Early Byzantine era, i.e. a time span from late 4th century B.C. to A.D. 5th century. Most characteristic settlement types in Kahramanmaraş valley are, as expected in the rest of southeastern Turkey, höyüks. Classical pottery collected from höyük sites display a very unique character. Along with imported fine ware numerous local ware production was recorded. Typology, use and pottery sources will be discussed in this paper. Inscriptions, carved stone finds etc. will also be considered. It seems that Germanicoupolis was the major site in the valley and a possible topographical relationship to Antioch, a major metropolitan city in the region, was examined.

In consultation with Dr Asa Eger of Koç University who has completed his Ph.D. thesis on the Early Islamic period of the valley, the cultural transformation of Late Roman Kahramanmaraş Valley to Early Byzantine era will be characterized.    

 

HELLENISTIK DÖNEMDEN GEÇ ROMA DÖNEMI’NE ANTIK ZEUGMA NEKROPOLLLERİ

Hüseyin Yaman

Bu çalışma, Ankara Üniversitesi, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı’nda hazırlamakta olduğum doktora çalışmasının konusunu oluşturmaktadır. 2007 yılından bu yana sürdürülen araştırmayla, Zeugma’daki mezarlar ve mezar taşlarından yola çıkarak Hellenistik dönemden Geç Roma dönemi içlerine kadar etnik kimlikteki ve sosyal yapıdaki değişimler açıklanmaya çalışılacaktır.

M.Ö. 300’lerde kurulup, M.S. 253-256 yıllarında Sassani tahribiyle önemini yitirene kadar kentteki egemenlik birkaç kez el değişmiştir. Roma döneminde (M.S. 18 ve M.S. 66) askeri lejyonun kente yerleştirilmesi, yol ağı üzerindeki konumu ve doğu komşusu Parthlarla gerçekleşen ilişkiler nedeniyle kentte etno-kültürel açıdan kozmopolit bir yapı oluştuğu düşünülebilir. Kent yaşayanlarının oluşturduğu bu kompozit yapıyı ortaya çıkarmada mezarlar ve mezar taşları üzerlerinde taşıdıkları epigrafik, ikonografik ve sanatsal öğelerle önemli veriler sunmaktadır.

Antik yollar etrafında gelişerek geniş bir araziye yayılmış doğu, batı ve güney nekropolde, ana kayaya oyulmuş oda mezarlar farklı şekillerde biçimlendirilmiştir.  Tek odalı mezarlar yanında, birden fazla odası bulunan mezarlar da görülmektedir. Burada çok odalı mezarların aile mezarı mı yoksa bir collogia tarafından mı yaptırıldığı sorusu karşımıza çıkar. Mezar odalarında loculus, arcosolium yada basit mezarlara gömü yapılmıştır. Bunlar yanında yalnızca nişlerin oyulduğu bir örnek de mevcuttur. Kimi zaman mezarların girişinde kimi zaman odaların içinde kabartmalar ve ölen kişi/kişilere ait yazıtlara yer verildiği de olmuştur. Mezarlar dışında nekropole ait önemli bir materyal mezar taşlarıdır. Bunlar yoğunlukla Gaziantep, Şanlıurfa ve Adana müzelerinde bulunmakta ayrıca Ankara Anadolu Medeniyetleri ve İstanbul Arkeoloji Müzesi ile yurtdışındaki müzelerde de bazı örnekleri yer almaktadır. Mezarlar ve mezar taşlarının Doliche, Palmyra, Dura-Europos, Bostra, Antiokhia, EdessaPerrhe gibi kentlere ait malzemeyle karşılaştırması bu kentlerle Zeugma arasındaki ilişkileri göstermektedir. 

Anahtar Kelimeler: Zeugma, Nekropol, Mezar Tipleri, Mezar Taşları, Kommagene.

 

ROMAN SCULPTURES IN THE MUSEUMS OF SOUTH-EASTERN ANATOLIA

Anthony COMFORT / Ergün LAFLI

Permits are held by Associate Professor Ergün Laflı for the study of the Roman stone sculptures in the museums of Gaziantep, Şanlıurfa and Kahramanmaraş for the years 2001 and 2002 during his Ph.D. studies in the region. For the most part these come from sites in the region as well as chance finds from the ancient city Edessa (Şanlıurfa) itself before the end of 1990s. Some sculptures from the region are to be found for historical reasons in the Museum of Adana. Most of the pieces are of limestone; very few marble samples are also known. From the style and characteristics of the pieces it is assumed that most of the sculptures are carved by local sculptors and they reflect a regional character of this territorial province of the Roman Empire. It is hoped to publish these pieces in a forthcoming catalogue to be written by Laflı and Comfort towards the end of 2009.

The catalogue will provide an introductory survey of the history and geographical context and seek to draw some parallels with sculptures from other areas. Very little pre-Roman sculpture is known from the region; most of the sculptures come from a funerary context and are spread over the period the 2nd to the 6th centuries AD, i.e. the period beginning before the Christianisation of the area, continuing through the centuries when the cities concerned played a crucial role in the religious and military history of the Middle East and ending with the Arab invasions. They range from over life-size monuments to the delightful decorative series of small figures of dancers and cupids from the courtyard of Şanlıurfa museum. Almost half of these examples are known from various previous publications. The paper will provide the opportunity to introduce some of the finest sculptures and to discuss the context in which they were produced.

It is thus hoped to throw some light on religious trends of the region during the Roman era, as well as on the Romanization of the region, a phenomenon that has been recently much discussed. 

ROMAN BRIDGES OF SOUTH-EASTERN ANATOLIA

In the course of survey work associated with excavations at Zeugma and the Birecik dam on the river Euphrates in the late 1990s and of further recent investigation of ancient bridges of which several were found initially by the team of Guillermo Algaze in the upper Tigris surveys of 1989/1990, it has been possible to locate and study 24 ancient stone bridges, for the most part ruined and originating before the medieval period. All of these are either Roman or very likely to have had Roman predecessors. They are situated in the Roman provinces of EuphratesiaOsrhoene and (upper)Mesopotamia and all but two (those at Cyrrhus, near Kilis) are on the territory of the Republic of Turkey.

Such stone bridges are important evidence for the course of ancient roads and trade-routes. They form the basis for a doctoral thesis submitted in January 2009 to the University of Exeter in south-west England[1]. [The opinion of the examiners is currently awaited.]

The proposed paper will show the bridges with illustrations and maps in the form of a Powerpoint presentation. It will place them in the context of the frontier between Rome and Persia and of the economic situation in these wealthy and populous provinces in the course of the 250 years before the Persian and Arab invasions of the seventh century. It will then link the roads concerned to the routes shown in the late 4th century Tabula Peutingeriana.

 

ESKİ BESNİ YERLEŞİM BÖLGESİ VE KÜLTÜR VARLIKLARININ RESTİTÜSYONU ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA *

Gülertan AKYÜZLÜER

Tarihsel süreç içerisinde birçok topluma ev sahipliği yapmış olan Eski Besni’nin, kültürel mirasımızı ve dünya mirasını barındırdığı bilinmektedir.

 Bu çalışmada, terk edildiği 1934 yılından bu güne hızlı bir tahribat ve yok oluş süreci yaşayan Eski Besni yerleşim bölgesi ve kültür varlıklarının tespiti ve analizi yapılmıştır. Antik dönemlerden günümüze olan yolculuğunda, bu kent ve içindeki kültür varlıkları tahrip olmuş ve yok olmanın eşiğine gelmiştir.

Bu çerçevede yerleşim alanı içindeki kültür varlıklarından olan Tahtaoba Cami, Meydan Hamamı, Kızılcaoba Cami, Ulu Cami, Bekirbey Hamamı Konutlar, Çeşmeler, Köprüler ve yol bağlantılarına ait çeşitli kaynak, resim ve burada yaşayan insanlardan elde edilen bilgi ve bulgular bir araya getirilerek çözümlemeye çalışılmış ve canlandırılmalarına ışık tutabileceği düşünülen restitüsyon projeleri hazırlanmıştır.

Bu çalışma ile ele alınan bu kültür varlıklarının özelliklerinin daha da belirgin hale getirilerek anlaşılmasının ve tanınmasının sağlanabileceği öngörülmektedir.