GRADUATE SCHOOL OF SOCIAL SCIENCESSETTLEMENT ARCHAEOLOGY


Studies in Black Sea Region

 

Karadeniz Araştırmaları Sempozyumu Bildiri Özetleri

Studies in the Black Sea Region Symposium Abstracts

 

Özdemir Koçak

Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı

ESKİÇAĞ'DA ORTA KARADENİZ BÖLGESİ MADENCİLİĞİ

MINING IN THE CENTRAL BLACK SEA REGION IN ANTIQUITY

Orta Karadeniz Bölgesi maden yatakları, Eskiçağ tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Nitekim bölgede Küre (Orta Karadeniz'in batısı ve Batı Karadeniz), Pontik Grubu (Amasya, Tokat ve Sivas kesimi) ve Giresun-Trabzon Grubu (batı sınırı Ordu'nun batısına kadar) diye adlandırılan Karadeniz Bölgesi yatakları Geç Kalkolitik Çağ'dan itibaren işletilmeye başlanmıştır. Bölgede madencilik çalışmalarının yapıldığı önemli kesimlerden birisi Tokat yakınlarındaki Kozlu'dur. Burada M.Ö. V.Bin yılın ilk yarısında bakır elde etmek için çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Bu kesimde Merzifon-Gümüşhacıköy önemli bakır yataklarına sahip olan yerler arasındadır. Buralarda madencilik çalışmalarını kanıtlayan üfleç ve havanlarla, cüruf artıklarına rastlanmıştır. Bölgedeki önemli yerleşmelerden birisi olan Samsun İkiztepe'de bulunan çok sayıda metal eserin de Orta Karadeniz Bölümü maden yataklarından elde edilen madenlerle yapıldığı düşünülmektedir. İkiztepe, Horoztepe ve Alacahöyük gibi çevre yerleşmelerde metal buluntularda ulaşılan yüksek kalite, bölgedeki erken madencilik çalışmalarının çok ileri bir düzeyde olduğunu kanıtlamaktadır. Eskiçağ dünyasında da Orta Karadeniz Bölgesi, demir madenciliği bakımından tanınmaktaydı. Nitekim, Antik Çağ yazarları demir ya da çeliğin keşfini ve ilk kullanımını Paphlagonia ve Kolkhis arasındaki bir bölgede yaşadıkları bilinen Khalybelere atfetmektedirler. Bu kesimde üretimi yapılan madenler hem Anadolu'da ve hem de kıyıda Sinope (Sinop) ve Amisos (Samsun) gibi limanlardan Akdeniz dünyasına ihraç edilmekteydi.

The mines in the central Black Sea Region had a significant role in the ancient history of the region. As a matter of fact, the Black Sea mines which can be listed as; Küre (west of central Black Sea and western Black Sea), Pontic group (Amasya, Tokat, Sivas) and Giresun-Trabzon, had started to operate as early as the Calcolithic period. Kozlu, near Tokat was one of the important mines in the region. An attempt to produce copper at Kozlu in the first half of the 5th millennium BC. Is known to the modern scholars. Merzifon-Gümüşhacıköy also had important copper mines. The remains of metal wasters, pipes and mortars prove the metal crafting activity in the area. The numerous metal objects found during the İkiztepe excavations are believed to have been manufactured from the metal extracted from the mines in the central Black Sea region. The high quality of the metal objects discovered at İkiztepe, Horoztepe, Alacahöyük and the surroundings indicate the use of advanced technologies for metal work in the region during the early periods. The central Black Sea region was renowned for iron mining in the ancient world as well. This may be substantiated with the statements of ancient authors, who attributed the invention of steel and the earliest utilization of iron to the Chalybes, who are known to have lived in an area located between Paphlagonia and Colchis. The processed metal of the region was exported to all Mediterranean basin from the harbours at Sinope and Amisos as well as the other Anatolian centres.

 

 

Şevket Dönmez

Istanbul Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dali

İLK TUNÇ ÇAĞI II ÖNCESİ ORTA KARADENİZ BÖLGESİ'NİN KÜLTÜREL GELİŞİMİ

THE CULTURAL DEVELOPMENT OF CENTRAL BLACK SEA REGION BEFORE EARLY BRONZE AGE II

İki amaca yönelik olarak geliştirilen "İlk Tunç Çağı II Öncesi Orta Karadeniz Bölgesi'nin Kültürel Gelişimi (İkiztepe Çanak-Çömleği ile Küçük Eserleri Işığında)" başlıklı tezin birinci amacı İlk Tunç Çağı II öncesinde Orta Karadeniz Bölgesi'nin mimari dışındaki mevcut maddi kültür kalıntılarını değerlendirerek özgün kültürel yapının nasıl geliştiğini aydınlatmaktır. Bu amaca yönelik olarak bölgenin kazılmış ve kazılmamış yerleşmelerinin ele geçmiş buluntuları ile tarafımdan geliştirilen yüzey araştırmaları ve müze incelemelerinde çalışılanlar biraraya getirildi. Bir araya toplanan buluntuların sınıflandırma ve incelemeleri hedeflenen amaca ulaşmak için sadece bir araç olarak değerlendirildi. Bu değerlendirme 1974 yılından günümüze değin kesintisiz olarak devam etmekte bulunan ve Orta Karadeniz Bölgesi'nin tabakalaşmasını yansıtan tek araştırma merkezi konumundaki İkiztepe kazılarının sonuçlarına göre geliştirildi. Tezin ikinci amacı ise ele geçmiş buluntulara dayanarak Orta Karadeniz Bölgesi'nin kültürel yapısı ve kronolojik düzeni hakkında birçok bilim adamının değişik zamanlarda ve farklı şekillerde birbirleri ile uyuşmayan yorumlarını, İkiztepe kazısı ile birinci amaçta elde edilen sonuçlarla karşılaştırıp yeniden değerlendirmek ve böylece bölgenin kültürel yapısı ile kronolojik düzenini daha doğru bir çizgiye yerleştirmek olarak düşünüldü. Ayrıca, bu amaçlara ulaştıktan sonra ortaya çıkan değerlerin Anadolu içi ve dışı bölgelerle olası bağlantıları ile İlk Tunç Çağı II öncesi Orta Karadeniz Bölgesi kültürünün Anadolu ve Karadeniz Havzası'ndaki yeri ortaya konmaya çalışıldı. Eldeki buluntuları temelde, Orta Karadeniz Bölgesi'nde gerçekleştirilmiş Sinop'ta Kocagöz Höyük, Samsun'da Dündartepe, Tekkeköy, Kavak-Kaledoruğu, Tokat'ta Turhal-Ulutepe ve Erbaa-Horoztepe kazıları ile tarafımdan Samsun, Sinop, Amasya ve Tokat illerinde gerçekleştirilmiş yüzey araştırmalarında ele geçmiş çanak-çömlek ve küçük eserler oluşturmaktadır.

The study of "The Cultural Development of Central Black Sea Region Before Early Bronze Age II (In the Light of İkiztepe Pottery and Small Objects)" has two objectives; first of these is to shed light on the development of authentic cultural structure in the Central Black Sea Region predating the Early Bronze Age II, by evaluating tangible archaeological material excluding the architectural remains. In order to achieve this, artefacts found at the excavated sites as well as the surface material collected during the surveys and the artefacts in the museums were brought together to be re-evaluated. The classification and examination of these relevant artefacts were done according to the results of İkiztepe excavations, which is the only site that has been excavated since 1974 and that reveals the stratigraphy of the central Black Sea Region. The process of classification and the examination of these artefacts should only be considered as a step to attain the essential objective of the study, which is indeed to establish a chronology and define the cultural structure of central Black Sea region. The secondary objective of the study is to put together the discrepant comments concerning the cultural structure and the chronology of the region that were suggested by different scholars and to make a comparison with the archaeological evidence provided by the İkiztepe excavations. The final phase of the study aimed at determining the interactions between the central Black Sea region and the other regions within Anatolia or beyond the territory of Anatolia, according to the results reached in the previous phases of the study, and at defining the significance of central Black Sea region culture before Early Bronze Age II in the Black Sea basin. The artefacts on which this study is based upon consists of pottery and small objects from the excavations of Kocagöz Höyük in Sinop, Dündartepe, Tekkeköy, Kavak-Kaledoruğu in Samsun, Turhal-Ulutepe and Erbaa-Horoztepe in Tokat and also the surface finds collected at Samsun, Sinop, Amasya and Tokat during the surveys conducted by myself.

Vedat Keleş

Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü

SİKKELER IŞIĞINDA SİNOP'TA PERS ETKİSİ

THE PERSIAN INFLUENCE AT SINOPE IN THE LIGHT OF COINS

Antik dönemde Karadeniz'in güney kıyılarında en önemli ticaret merkezi konumundaki Sinop'ta, belki Karadeniz Bölgesi'nin yüksek dağlar nedeniyle Anadolu'nun iç kısımlarından izole edilmiş olması belki de, Persler'in Atina nedeniyle sürekli olarak batı bölgelerle ilgilenmesinden dolayı pek fazla bilginin elimizde olmadığı ancak, sikkeler vasıtasıyla varlığı bir ölçüde hissedilen Pers etkisinin Sinop'un sikke basımında olduğu kadar, sikke kronolojisi ve bölge tarihinde de önemli yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Perslerin Sinop ve yakın çevresi ile ilk temaslarının İ.Ö. 6. yüzyıla dek uzandığı bilinmektedir. Bu dönemde Lydia merkez olmak üzere Batı Anadolu'nun önemli bir kısmıyla içinde Sinop'un da bulunduğu Paphlagonia bölgesini elinde tutan Lydia kralı Kroisos'un İ.Ö. 546'da Perslere yenilmesi üzerine Sinop'un da Pers idaresine girmiş olması muhtemeldir. Ardından, bölgedeki Pers etkisinin kral I. Darius'un (İ.Ö. 522-481) yapmış olduğu siyasi teşkilatlanmayla devam ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, bölgedeki Pers etkisinin erken dönemlerdeki varlığına ilişkin olarak Dareikos'un oğlu Kserkses'in Yunanistan'a yaptığı sefere bölge halkının da katıldığı bilinmektedir. Bölgedeki Pers etkisinin İ.Ö. 5. yüzyıl ortalarından itibaren zayıfladığı görülmektedir. Bu durumu kanıtlayan iki önemli olay sözkonusudur. Bunlardan ilki, İ.Ö. 437-436'da Perikles'in Karadeniz'e yaptığı seferde Sinop'taki tyran Timesilaos ve yandaşlarını kovması, ikincisi ise, Ksenephon'un "Onbinlerin Dönüşü"nde hiçbir satraplık ordusuna rastlamadan Sinop'a gelmesi ve burada Paphlagonia beyi Korylas ile bir saldırmazlık anlaşması imzalamasıdır. Çünkü Korylas'ın Pers kralına karşı savaşarak dönen düşman askerlerine tutumu Perslerin bölgedeki etkinliğinin zayıfladığını bir ölçüde kanıtlamaktadır. Sinop sikkelerinde Kapadokya satrapı Datames ile karşımıza çıkan ve daha sonra Fenike satrapı Abrokomas ve Ariarathes isimli sikkeler ile devam eden darplar Sinop'taki Pers etkisini ortaya koymaktadır. Ancak bu satraplar kentin otonom sikke darbına müdahale etmemişler, kentin egemeni olduklarını ya da adlarına sikke bastırdıklarını göstermek için sikkelerdeki "????" şeklindeki kent lejantı yerine kendi isimlerini yazdırmışlardır. Sinop sikkelerinde görülen Pers isimli darplar kentin İ.Ö. 372 ile Ariarathes'in öldüğü İ.Ö. 322 yılı arasında geçen 50 yıllık bir sürede belirli aralıklarla Pers etkisinde kaldığını ortaya koyan somut deliller olarak görülmektedir.

There is scanty evidence related to the Persian influence in Sinope, which has been a major trade centre on the southern coast of Black Sea during antiquity. The scarcity of evidence may be owed to its location surrounded by steep mountains that resulted in isolation from the central parts of Anatolia or perhaps to the fact that Persians were focused on the western regions due to the Athenian threat. However, a study of the coins demonstrate a Persian influence to some extent. The evidence provided by the coins contributes to the establishment of the chronology of the coins and the regional history. The initial contact of Persians with Sinope and its vicinity extends back to the 6th century BC. The defeat of Lydian Kroisos who had a dominion over a considerable part of the western Anatolia and Paphlagonia including Sinope, by the Persians in 546 BC probably resulted in the Persian sovereignty in Sinope. The Persian influence seems to have been preserved by the political organisation constituted by Darius I (522-481 BC) in the region. Besides, the contribution of the locals of Sinope to the military expedition of Xerxes the son of Dareikos to Greece must be related to the Persian influence during the early periods. There are two events that reflect the diminishing Persian influence by the mid 5th century BC; the banishment of Sinope's tyrant Timesialos and his supporters by Perikles during the campaign to Black Sea in 437-436 BC, and the statement of Xenephon in "Anabasis" who describes the arrival to Sinope without confronting any satrapy army, and the signing of a treaty with Korylas the governor of Paphlagonia. The attitude of Korylas towards the soldiers who fought against the Persian King, and the enemy soldiers returning from battlefield proves the diminishment of Persian influence in the region to some extent. The coins bearing the names of the Persian satrapy such as Datames of Cappadocia, Abrokomas of Phonecia and Ariarathes proves the Persian influence in Sinope. These satrapies did not intervene the autonomous coin mint of the cities, but only replaced the inscription of city legend "????" with their own names to expose their sovereignty. In conclusion, the Sinope coins bearing Persian names are solid evidence for the intermittent Persian influence in the city during a time span of 50 years between 372 BC and 322 BC the year of Ariarathes' death.


Emine Sökmen

Orta Doðu Teknik Üniversitesi Yerleþim Arkeolojisi Anabilim Dalý

KOMANA VE ZELA: PONTUS BÖLGESİ'NDEKİ TAPINAK DEVLETLERİ

COMANA AND ZELA: TEMPLE STATES IN PONTUS REGION

Pontus Krallığı Hellenistik dönemde Anadolu'daki güçlü krallıklardan biridir. Hellenleşmiş diğer krallıklara nazaran politik olarak kendini, Pers kimliğini ortaya çıkararak var etmiştir. Krallığın, Pers karakterleri taşıyan dinsel aktiviteleri ise Komana ve Zela kentlerinde yapılıyordu. Zela kenti, bir Pers tanrıçası olan Anaitis'e, Komana ise Kapadokia'da da benzer bir örneğini gördüğümüz Ma'ya adanmış tapınaklara ev sahipliği yapıyordu. Tezimin konusunu oluşturan bu şehirler özerk yapılarından kaynaklı olarak 'tapınak devleti' olarak aktarılmaktadır. Strabo, bu şehirlerin sadece dinsel yapılardan oluştuğundan ve dini yapıyı çevreleyen arazileri işleyen, tapınağa hizmet eden cok sayıda köleden bahsetmektedir. Bu şehirlerin en üst yöneticilerinin rahipler olduğunu ve köleler ile tapınağın üzerinde yetki sahibi olduğunu yine Strabo'dan öğrenmekteyiz. Ancak bu kentlerin Strabo'da polis olarak geçmelerine rağmen statülerine ilişkin bilgiler net değildir. Roma Dönemi'nde yeniden şekillenen bu kentlerin sınırları, hem kendi statülerine ve etki alanlarına hem de bölgenin sosyo-ekonomik yapısına dair bilgiler verebilecektir. Zira, sözünü ettiğimiz kentler, Tavium'dan gelip Amaseia'dan geçen ticaret yollarının üzerinde bulunmaktaydı. Ayrıca Komana kenti Armenia'dan gelen tüccarların rağbet ettiği bir yerdi. Dolayısıyla ticaret yolları bu 'tapınak devletleri'nin finansal olarak yaşamlarını sürdürmelerinde önemli role sahiptir. Roma Dönemi'nde ise sınırlarının değişerek birer alış-veriş merkezine dönüştürüldüklerini görmekteyiz. Tezimin amacı bu kentlerin statü ve etki alanlarını tanımlayabilmek ve yine bu iki kent için tanımlanmış terminolojiyi yani tapınak arazisi ve onun önemli bir parçası olan köleleri, bunların biraraya gelerek oluşturdukları tapınak devleti kavramlarını antik kaynaklar yardımıyla ve benzer örnekleri ile karşılaştırılarak tartışmaktır. Bu bileşenlerin zaman içinde geçirdikleri değişiklikler, kentlerin tanımlanmasına ve etki alanlarına ışık tutabilecektir.

Pontus Kingdom was one of the the most powerful kingdoms in the Hellenistic period. Unlike other Hellenized kingdoms, Pontus had created for itself a Persian identity and used it for its survival. Religious activities displaying Persian elements in the kingdom was performed in the cities of Comana and Zela. City of Zela housed a temple dedicated to Anaitis, and city of Comana housed a temple dedicated to Ma similar to what is seen in Cappadocia. Subjects of this thesis, cities of Comana and Zela, are identified as 'temple states' due to their autonomous structures. Strabo states that cities of Comana and Zela solely had a religious structure, and writes of numerous sacred slaves who serve the temple working on fields surrounding the sanctuary. Strabo also states that rulers of these cities were the high priests of temples and that they had full rights and authoritiy over sacred slaves and temple territory. Although Strabo terms these cities as "polis" their status are not clearly identified and definitive. Because these cities were on trade routes, which came from Tavium and passed through Amaseia, they are valuable sources of information that could present information concerning the socio-economic structure of the region. Borders of these cities, which were restructured in the Roman Period could also inform us of cities areas of influence and their status within the region. Furthermore, city of Comana was a busy trading center for merchants coming from Armenia and trade routes were vital for these temple states to maintain their financial activities. Later in the Roman period we see reorganization of borders and a reconstruction of the area as a market place. The purpose of this thesis is to determine the status and areas of effect of these cities. While doing so, terminology identified for defining and describing temple territory, sacred slaves and the concept of temple state they form together will be investigated using ancient sources and by comparison with similar examples. The changes through which these temple states had gone through could inform us of areas of effect of these cities and could help identify all concepts and components with more clarity.

 

Derya Şahin

Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü

AMISOS MOZAİĞİ IŞIĞI ALTINDA AKHILLEUS - THETIS İKONOGRAFİSİ

THE ICONOGRAPHY OF ACHILLEUS-THETIS IN THE LIGHT OF A MOSAIC FROM AMISOS

Haziran 2001'de Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü'ne sunulan ve Prof. Dr. Levent Zoroğlu'nun danışmanlığında hazırlanan Yüksek Lisans tezinin konusu, 1958 yılında antik Amisos kentinde bulunarak 1959 yılında Samsun Arkeoloji Müzesi'ne kaldırılan taban mozaiğidir. 1/2-1959 envanter numara ile korumaya alınan Amisos taban mozaiği; 10 panodan oluşmakta olup, 7 x 8 m. yani 56 m2 ölçülerindedir. Söz konusu mozaik üzerinde, merkezdeki ana panoda Akhilleus annesi Thetis ile birlikte işlenirken, bunun tam önünde ve bakışımlı yerleştirilen panoda ise ev sahibini kurban adarken gösteren bir betim yeralmaktadır. Kurban sahnesi Roma çağında kültü olan ve çok geniş bir coğrafyada saygı gören Akhilleus'u akla getirmektedir. Yüksek Lisans çalışması olarak sunulan bu tezde, özellikle Karadeniz'e kıyısı olan çok geniş bir coğrafyada saygı gören Akhilleus kültü irdelenmiştir. Bizim çalışmamıza kadar Akhilleus kültünün varlığı Karadeniz'in kuzey sahillerinde, Batı Anadolu'da, Ege adalarında, Kıta Yunanistan'da ve aşağı İtalya'da bilinmekteydi. Ancak Amisos mozaiği üzerinde yeralan kompozisyon ile Akhilleus kültünün Anadolu'nun kuzeyinde, diğer bir ifade ile Karadeniz'in güney sahillerinde de olduğu ortaya çıkmış olmaktadır. Böylece Akhilleus kültünün saygı gördüğü coğrafyaya Güney Karadeniz kıyıları da dahil edilmiştir.

The mosaic floor that was discovered at Amisos in 1958 is the subject matter of a master's thesis submitted by Derya Şahin to the Selçuk University in June 2001. Today the mosaic is being exhibited at the Samsun Archaeology Museum under the inventory number 1/2- 1959. It is composed of 10 panels and its dimensions are 7 m by 8m, 56 m². Achilleus was depicted on the central panel together with his mother Thetis. The otherpanel which is symmetrically placed below the central panel bears a depiction of the owner of the house practicing a sacrifice. The sacrificial scene is closely related with the Roman cult of Achilleus which gained considerable acceptance in a wide geography. Until the inspection of the Amisos mosaic the cult of Achilleus was believed to be peculiar to Western Anatolia, Aegean Islands, Mainland Greece, Lower Sicily and the northern coasts of Black Sea. In other words, this study which is based on a close inspection of the depiction on the Amisos mosaic revealed the presence of the cult of Achilleus on the southern coasts of Black Sea.


Adem IŞIK 


Cumhuriyet Üniversitesi Arkeoloji Bölümü 

ESKİÇAĞ'DA KARADENİZ BÖLGESİNDE KÜLTLER 

ANCIENT CULTS OF THE BLACK SEA REGION

"Eskiçağ'da Karadeniz Bölgesi'nde Kültler" adlı bu araştırmanın başlıca amacı, Paphlagonia ve Pontus bölgelerinin dinsel yaşamını ana hatlarıyla ortaya çıkarmak, bu bölgede tapınım gören tanrı/tanrıçaları bu tanrı/tanrıçaların niteliklerini ve bölgesel adlarını tanrı/tanrıçalar arası ortak kültleri, kütlerin bölgesel yayılımını, yerel ve dışarıdan gelen kültleri ve ayrıca dinsel yaşamın coğrafi ve politik değişimlerini saptamaktır. Konu ile ilgili olarak tüm antik kaynaklar, yazıtlar, sikke katalogları taranarak bilgiler fişlenmiş, bölgede yapılan araştırmalar ve müze çalışmaları ile de orijinal malzemeye ulaşılmaya çalışılmıştır. Ayrıca modern araştırmacıların eserleri incelenerek konumuzu içeren bilgilere de müracaat edilmiştir. Böylece Anadolu'muzun belirtilen tarihi devirler içinde gelişen dini hayatı ortaya çıkarılarak karanlık kalmış kısımlar aydınlatılmaya çalışılmıştır.

The major aim of this research has been to reveal the major aspects of religious activities in Paphlagonia and Pontus regions, the specific objectives of which are; the determination of the deities and their features, their regional names, shared cults among the deities, the regional distribution of these cults, the authenticity of them and their political and geographical changes in time. In the context of this research, the ancient sources, inscriptions; coin catalogues have been thoroughly studied. A close inspection of the original artefacts in the museums also contributed to the understanding of these cults. In addition, the studies of modern scholars have been used for relevant information. In conclusion, the main purpose of this study has been to understand the aspects of life in terms of religion and the progress of religious attitude during antiquity within the Black Sea region.


Ergün Laflı 


Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü


GÜNEY KARADENİZ KIYILARINDA HELLENİSTİK VE ROMA DÖNEMLERİ SERAMİK ARKEOLOJİSİ: 
ARAŞTIRMALARIN ULAŞTIĞI NOKTA VE GENEL DEĞERLENDİRMELER

THE HELLENISTIC AND ROMAN POTTERY STUDIES ON THE SOUTHERN COAST OF BLACK SEA:
A SURVEY OF RECENT RESEARCH AND GENERAL EVALUATION OF THE DATA

Karadeniz'in Anadolu kıyıları Karadeniz'e kıyısı olan Bulgaristan, Romanya, Moldovya, Ukrayna, Rusya ve hatta Gürcistan Cumhuriyetleri ile karşılaştırıldığında Hellenistik ve Roma dönemleri seramik arkeolojisi ve özellikle arkeometrisi açısından en az tanınanıdır. Cumhuriyet döneminin başlangıcından sonra yapılan çok az sayıdaki araştırma Türkiye'nin Karadeniz kıyısı arkeolojisini bir türlü canlandırmamaya yetmemiş ve bu bölge diğer Anadolu yöreleri ile karşılaştırıldığında hep daha cılız bir araştırma bölgesi izlenimi vermiştir. Araştırmaların sayısı yanında, nitelikleri de oldukça değişken ve ne yazık ki düşüktür. Bu bildirinin başlıca amacı Güney Karadeniz yerel müzelerinin bölgede yapmış oldukları "kurtarma kazıları" olarak isimlendirilen arazi aktivitelerinde bulunan seramik malzemenin daha detaylı olarak incelenmesi ve bölgenin antik çağlardaki kültürel ve ekonomik yapısını daha yakından anlamak açısından irdelenmeye çalışılması olacaktır. Bu nedenle ve ayrıca çalışmamız hali hazırda nihayetlenmediği için, "Kurtarma Kazıları Semineri" adı verilen ve T.C. Kültür Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından her yıl düzenli olarak yayınlanan dizilerdeki yöre müzelerinin yaptığı kurtarma kazılarında bulunan malzemeyi kendimize inceleme malzemesi olarak seçmeyi uygun bulduk. 1990 yılından beri Ankara, Kuşadası, Denizli gibi merkezlerde toplanan, ilk önce ismi "Müze Kurtarma Kazıları Semineri", daha sonra da "Müze Çalışmaları ve Kurtarma Kazıları Sempozyumu" olan aktiviteler bu güne kadar 13 sefer gerçekleşmiştir. Yine Kültür Bakanlığı tarafından Milli Kütüphane Basımevi'nde bastırılan bu yayınlarda genelde müzeler tarafından, kendilerine verilmiş sorumluluk alanlarında yapılmış olan, arkeolojik öğeleri kurtarmaya yönelik raporlara yer verilmektedir. Burada yayınlanan raporlar genelde arkeolojik literatürde fazla önem verilmeyen bir niteliğe bürünmektedir. Karadeniz seramik arkeolojisi ile ilgili çalışmalarımız arasında biz ilk sırayı birbirinden kopuk bir şekilde yapılmış olan bu kurtarma kazılarına verdik. Böylelikle elimizdeki daha sistematik yapılmış çalışmalardan elde edilmiş bilgileri biz kurtarma kazılarının sonuçları ile bir potada eritmeyi ve bilgilerimiz arasında bir bütünlük sağlamayı amaçlıyoruz. Bugüne kadar Güney Karadeniz bölgesinde yapılan çalışmalarda antik çağda Paphlagonia ve Pontus olarak adlandırılan bu uzun kıyı şeridinde Hellenistik ve Roma dönemleri ile ilgili sağlam kronolojik veriler sağlayabilecek bir antik yerleşimde kazı ya da yüzey araştırması yapılmamıştır. Bunun belki de en büyük sebebi Güney Karadeniz'de yeralan Paphlagonia kentlerinden Abonuteichus, Amastris, Gangra, Germanicopolis, Neoclaudiopolis, Pompeiopolis, Sebaste, Sesamus ve Sinope ile Pontus kentlerinden Amasia, Amisus, Cabeira, Cerasus, Laodiceia, Sebasteia, Sebastopolis, Trapezus ve Zela'nın çoğunun bugün hali hazırda modern kentlerin altında kurulmuş olmasıdır. Ayrıca yüzey şekilleri de sağlıklı stratigrafilerin oluşmasına engel olmuş olabilir. Şu ana değin Karadeniz'de Hellenistik ve Roma devirleri için bilinen başlıca pişmiş toprak üretim ticari amphoralardır. Bu konuda Güney Karadeniz'in Knidos, Rhodos ve Thassos gibi yörelerle rakip olabilecek kadar yükselmesinde özellikle buradaki şarap ve zeytinyağı üretiminin katkısı büyük olmalıdır. Bu konunun kökenlerine yönelik derinlemesine bir bilimsel araştırma bugüne kadar yapılmamıştır. Fakat bölgenin Kafkaslar gibi bağcılığın ve şarapçılığın yaygın olduğu bir yöreye yakın olması belki de bu gelişmede önemli bir nokta olabilir. Bu yörede bilinen başlıca ticari amphora merkezleri Sinope, Herakleia Pontike, Amisus ve Amastris'dir. 1990'lı yıllardan beri Sinope'de yapılan amphora atölyelerini bulmaya ve üretim mekanizmalarını tespit etmeye yönelik kazılarda bir hayli yol katedilmiştir. Bu ucuz ticari amphoraların Güney Karadeniz kıyılarındaki dağılımı, yayılım alanına giren diğer coğrafya alanları ile karşılaştırıldığında en az bilinen konulardan biridir. Fakat Kuzey Karadeniz bölgesine çok sayıda amphora ithal eden bu atölyelerin Güney Karadeniz bölgesindeki yayılımları ile ilgili fazla bilgiye sahip değiliz. Hellenistik, hatta Geç Klasik devirden itibaren Geç Roma dönemine kadar üretim yapan bu atölyeler özellikle amphora mühürlerinden tanınmaktadır; fakat bu atölyelerin amphora üreticileri listesi henüz çalışılma aşamasındadır. Hellenistik ve Roma dönemi seramik arkeolojisi için bu bölgenin en önemli katkılarından ikincisi de hiç şüphesiz, arkeoloji literatüründe "Pontic sigillata" diye anılan, üretim yeri, üretim prensipleri, kronolojisi ve dağılım alanı pek fazla bilinmiyen bir ince seramik grubudur. Bu grubun örnekleri bu bölgede yapılan araştırmalarda bolca ele geçmekte, fakat bunlar bir bütün olarak ele alınmadıkları için gruba ilişkin ayrıntılı bilgiler bir türlü derlenememektedir. Bu kırmızı astarlı kaplar en erken Roma İmparatorluk çağının Anadolu'da kendini hissettirdiği İ. S. 1. yy.'da üretime başlamış olmalı, İ. S. 6. veya 7. yy.'a kadar da üretimini sürdürmüş olmalıdır. İlk olarak 1930'lu yıllarda Knipowitch tarafından tanımlanan bu ince mal grubu İtalya'daki Ostia gibi çok uzak yerlerde bile bol miktarda bulunan, sevilen bir mal grubu idi. Özellikle mühürsüz üretimleri bir hayli yaygın olmasına karşın, grubun donuk ve koyu kırmızı astarı tanınmasında yol oynamaktadır. Diğer Karadeniz kıyılarında bu kap üzerine özellikle K. Domzalski'nin çalışmaları olmasına rağmen, üretim merkezi olarak düşünülen Güney Karadeniz kıyılarında bu konudaki araştırmalar oldukça bakirdir. Bugüne değin bu mal grubundan özellikle İstanbul'daki Saraçhane kazılarında bazı parçalar ele geçmiştir. Ayrıca bu üretim İç Anadolu'nun doğusundaki Roma yönetimi altındaki kentlerdeki sigillata üretimlerine öncülük etmiş olmalıdır. Karadeniz'den son yıllarda ayrıntılı olarak yayınlanan Amisos terrakotta figürinleri de önemli bir pişmiş toprak üretim olarak bilinmektedir. Bu figürlerin üretimleri amphora gibi oldukça komplike olan üretimlerin yanında gerçekleştirilmiş olmalıdır. Üretim merkezi ve mekanizması tam olarak anlaşılmamış olan bu atölye daha çok komik ve grotesk tarzda tasvirlere yer vermiştir. Şu ana değin Karadeniz'de yapılan arkeolojik kazılarda bu tür figürinlerden az sayıda ele geçmiştir. Yalnız E. Akurgal'ın 1960'lı yıllarda Sinope'de yaptığı kazılarda bazı çok kaliteli Hellenistik figürinler sondajlarda bulunmuştur. Bu figürinlerin dağıtımı sorunu da oldukça önemli bir problemdir. Bölgenin Helenistik devirdeki ince keramikleri geleneği konusunda çok fazla bir bilgi sahibi değiliz. Anadolu'nun genelinde Helenistik devirde Helenistik krallıkların varlığına paralel olarak yerel Helenistik ince kap gelenekleri ve malları ortaya çıkmış olmasına ve bazı ortak üslup ve form özelliklerine rastlanmasına rağmen Karadeniz'de gelişen Pontus ve Paphlagonia krallıklarına paralel bir seramik geleneğine henüz rastlanmamıştır. İleride yapılacak araştırmalarda bölgenin Hellenistik dönem seramiği bölgenin o dönemdeki etnik-kültürel yapısını anlama açısından çok yardım edecek niteliktedir.

Due to its location exploiting the strategic advantages of both the Black Sea and Asia Minor, southern coastline of Black Sea (=today's Turkish Black Sea) has been a region of intense political and military turmoil since the dawn of time. Centuries later, the whole of Turkish coast of Black Sea is a live archaeological region, and the ongoing discoveries help shed more light on the facts of the past and on the incredible ancient prosperity of this region Ceramics was a widespread handicraft. The potter's wheel, which began to be used from the 5th or 4th century B.C., determined an increased number and a better quality of the vessels. In the southern Black Sea coastline large vessels for food reserves, pots, lamps, jugs with one handle, cups with large handles, etc. were produced during the Roman period. BesideS local coarse wares the numbers of the so-called Pontic Sigillata found in the northern Aegean and Black Sea area may suggest a possible source in southern coast of Black Sea. In this region, however, imported vessels, such as ESA and ESB, especially of western Anatolian origin, were discovered. There is good reason to believe the great potential in Roman field and nautical archaeology conducted in the region because of the existence of numerous discovered sites and ship wrecks with enourmous ceramic contents. The pottery included in this assessment derives from selected site publications of archaeological excavations or rescue excavations conducted in this region since the 20th century. The condition of the fine pottery in the Black Sea area is variable. From the present publications available one receive the impression that the great majority of Roman sherds found in Turkish Black Sea coastline are coarseware fabrics and amphorae. In the publications some fine white and orange-firing wares were identified. Other fine wares were uncommon, apart from Pontic Sigillata, which represented almost eleven percent of the total of Roman pottery. Leaving aside the local sherds, the assessment of available context groups covered a period extending from a point in the first century AD to the mid-third/fourth century AD. My paper will provide a summary of wares present and their postulated sources. Further examination, by microscopic and, possibly, petrological analysis, will be required to confirm the fabric identification. A scan of such material could provide at least a date range, some evidence of the nature of the ceramic intake and use, leading to an enhanced understanding of the characters of the region during the Roman period.

D. Burcu Erciyas

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yerleşim Arkeolojisi Anabilim Dalı 

HELLENİSTİK DÖNEM'DE KARADENİZ: YERLEŞİMLER, ANITLAR VE SİKKELER IŞIĞINDA PONTUS KRALLIĞI 

THE BLACK SEA REGION IN THE HELLENISTIC PERIOD: THE PONTIC KINGDOM, ITS SETTLEMENTS, MONUMENTS AND COINS


Karadeniz Bölgesi'nde Hellenistik döneme ait arkeolojik verilerin son derece kısıtlı olmasına rağmen, Pontus Krallığı, özellikle de VI. Mitradates dönemi hakkında tarih bilgilerimiz oldukça zengindir. Antik kaynaklar, sikkeler ve az sayıda yazıtdan anlaşılabildiği kadarıyla, Pontus Kralları'nın yönetiminde, özellikle de Orta Karadeniz bölgesi kalkınmış ve Roma ile boy ölçüşen Mitradates bölgede sosyal ve ekonomik bir birlik yaratmıştır. Bu birliğin en önemli göstergelerinden biri kuşkusuz Pontus kentlerinde basılan aynı tipte bronz sikkelerdir. Yine Mitradatlar döneminde yaşam büyük kentlerde yoğunlaşmış, Amaseia, Amisos ve Sinope gibi kentler merkez haline gelerek bölgenin ekonomisinde önemli rol oynamıştır. Amfora imalatı ve amforalar yolu ile deniz ticareti Hellenistik dönemde artmış, Komana ve Zela gibi tapınak devletlerini barındıran kentler Pontus'un dini yapısını oluşturmanın yanısıra gerek Pontus bölgesine gerekse Armenia Minor gibi doğuda bulunan krallıklara ticaret merkezi olarak hizmet vermişlerdir. Maalesef elimizde bu bilgileri destekleyecek arkeolojik veriler son derece azdır. Bölgede kapsamlı arkeolojik çalışmaların azlığı, bölgenin seramik tipleri ve kronolojisinin özellikle Klasik, Hellenistik ve Roma dönemleri için çok az biliniyor olması ve kentlerin yerleşim görmeye devam etmeleri sebebi ile yoğun tahribata uğramış olmaları bu bilgi eksikliğinin sebepleri arasındadır. Bu doktora tezinin temel amacı, bölgeden elde edilen verileri, Ege bölgesi, adalar ve ana kara Yunanistan'dan elde edilen bulgular ışığında değerlendirerek tarihsel bir çerçeveye oturtmak ve özellikle de VI. Mitradates idaresinde Pontus'da sürekli değişen güç dengelerini anlamak ve bu bilgiler ışığında Pontus insanının sosyo-ekonomik yaşamını aydınlatmak olmuştur. Tez, cevaplandırmayı amaçladığı soruların yanısıra, ileride çalışılmak üzere birçok sorunlu alan ve ileriye yönelik bir arkeolojik araştırma çerçevesi belirlemiştir. Bu bildirinin de amacı hem cevaplanan hem de yöneltilen bu soruları ve belirlenen alanları sunarak, bilim adamlarına tartışma imkanı yaratmak ve Pontus Krallığı'nı yeni bir çerçevede tanıtmaktır.

Although the archaeological evidence concerning the Hellenistic period in the Black Sea Region is scarce, the historical information regarding the Kingdom of Pontus and especially the reign of Mithradates VI is rich in itself. The ancient sources, coins and the few inscriptions suggest that under the Pontic Kings especially the central part of the Black Sea had prospered and Mithradates VI who challenged the Roman Empire brought about a socio-economical unification to the region. The best attestment to this unification is certainly the bronze coins minted in the Pontic cities. It has also been observed that life concentrated in the larger cities under the Pontic kings and cities such as Amaseia, Amisos and Sinope had become important centers of economic activity. Amphora production suggests that sea trade had increased, and the temple-states such as Comana and Zela did not only shape the religious structure of Pontus, but also served as trade centers both within Pontus and beyond, especially for the eastern kingdoms such as Armenia Minor. Unfortunately, evidence that can support the already available information is very scarce. Among the main reasons for this scarcity is the lack of extensive archaeological work in the region, the limited knowledge of the ceramic types and chronology, of especially the Hellenistic and Roman periods, and the continious habitation of sites which resulted in heavy destruction of earlier periods. The major objective of this doctoral thesis has been to situate Pontus in a wider context by using the information from Pontus as well as from the Aegean, islands and the mainland Greece. The aim has been to understand the continiously shifting power relations in Pontus under Mithradates VI and the socio-economic life in the area. In addition to finding answers to particular questions, the thesis determined several problematic areas to be addressed in the future and build a framework for future archaeological work. The purpose of this talk is to present the questions, both answered and posed, create a platform for discussion among scholars and introduce the Pontic Kingdom from a new perspective.

 

Adnan Gürbüz

Cumhuriyet Üniversitesi Arkeoloji Bölümü 

XV-XVI. YÜZYILLARDA AMASYA SANCAĞININ SOSYO-EKONOMİK DURUMU 

THE SOCIO-ECONOMIC STRUCTURE OF THE SANCAK OF AMASYA IN THE XV-XVI. CENTURIES
Anadolu coğrafyasynyn Karadeniz bölgesinde yer alan Amasya þehri, XV. ve XVI. yüzyýllarda bu bölgede kurulan Rum eyaletinin önemli bir sancaðý ve eyalet merkezi olacaktýr. Bu incelemede XV. ve XVI. yüzyýllarda Amasya sancaðýnda kýrlýk alan üzerinde meydana gelen yerleþme ile baðlantýlý olarak þehir ve kýrlýk alanýn nüfus durumu, zirai organizasyon içindeki yeri ve üretimi, bu üretimden elde edilen vergi gelirlerinin bölgenin ayrıcalıklı toprak tasarruf sistemi olan malikane divanı sistemi içindeki yeri ve yeniden dağılımı ortaya konmaktadır. Sancak içinde bu sistemden kaynaklanan vergi gelirlerinin önemli bir kısmı mahalli bey ve ileri gelen ailelerin elinde vakıflara tahsis edilecekler bu vakıf eserlerin büyük bir kısmının şehirden tesis edilmesi dolayısıyla, şehir teşekkülünde vakıfların oynadığı rol üzerinde durulmaktadır. Bu yapılırken vakıf eserler şehir nüfusu ve şehirdeki üretim ile vergi gelirlerinin kırlık alan ile mukayesesi öne çıkmaktadır. XV.- XVI. yüzyyl Amasya şehir ve kırsal alanında zirai üretim, nüfus ve vakıf eserlerinin ortaya çıkarılmasında başvurulması gereken Osmanly arşiv belgeleri arasında tahrir defterleri ilk syrayy almaktadyr. Tahrir defterleri bu incelemenin hem mekanını hem de zamanını tayin etmektedir. Tahrir defterlerine ilave olmak üzere mühime defterleri, maliyeden müdevver defterler, sancak-kadılık defterleri, ruus defterleri ve vakfiyelerden de istifade edilmek suretiyle XV-XVI. yüzyıl Amasya sancağı toprak vakıf ilişkileri çerçevesinde incelenmektedir. Buna göre, Osmanlı öncesi devirlerden itibaren XV ve XVI .yüzyıllarda sancağın merkezini oluşturan Amasya şehrinin fiziki yapısı, mahalleleri ve nüfus durumu, idari teşkilatlanma yerleşme ve idareci kesim iktisadi yapı, ziraat alanları, toprak tasarruf sistemi ve toprak idaresi, üretim, vergilendirme, vakıflar, eserlerin şehrin oluşumundaki rolü gibi konular çeşitli bölümler altında açıklanmaktadır.

The city of Amasya, located in the Black Sea Region in Anatolia, had become an important "sancak" (district/subdivision of a province) and province center of the Rum province established in the XV. and XVI. centuries. In this study, the urban and rural population, the organization of the agricultural activities and production in the region, the situation of the tax income emerging from this production within the "malikane divany," which is a distinct land savings system, and their redistribution will be discussed. The majority of the tax income collected in this system were given to the wakfs (foundation) by the "mahalli bey" (local governor) and upper class families. The role of these wakfs within the city structure will be analysed. During this analysis, a comparison between the wakf buildings, urban population, the production in the city, the tax income and the rural areas emerges. The "tahrir defters" (written survey of province) are among the most important Ottoman archive documents in understanding the urban and rural production, population and wakf buildings in Amasya in the XV.-XVI. century. The "tahrir defters" identify both the spatial and temporal limits of this study. In addition to the "tahrir defters," "mühimme defters" (book records of an imperial assembly), "maliyeden müdevver defters" (transferred from the financial office), "sancak-kadylyk defters" (records of the judge of Islamic religion), "ruus defters" and "vakfiyes" are helpful in identifying the land-wakf relationship in the XV.-XVI. century Amasya. According to these, the physical features of Amasya, its neighbourhoods and population, administrative organization, the economical state of the administrative officers, agricultural areas, land savings system and land management, production, taxation, wakfs, and the buildings role in the establishment of the cities will be documented under different subject headings.

 

Çiler Buket Tosun

Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü 

BARTIN ASMA SOKAK'TAKI GELENEKSEL KONUTLARIN KULLANICI KARAKTERİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLENMESİ 

REORGANISATION OF TRADITIONAL DWELLINGS IN BARTIN ASMA STREET ACCORDING TO THE USER CHARACTERISTICS

Bu çalışma, Bartın'daki geleneksel konutların kullanım sorunlarının çözümüne yönelik bir araştırmadır. Farklı kullanım problemleri ve farklı mimari özelliklere sahip olduğu tespit edilmiş Bartın Asma Sokak'ta konumlanmış 11 geleneksel konut, konut işlevini kullanıcı profilinin günümüz yaşam koşullarına uygun sürdürebilmesi yolunda yeniden düzenlenmeye yönelik çalışılmıştır. Konutlar çevresi ile birlikte çalışılmış, çalışma alanı Bartın'daki konumu, dokusu ve özellikleri ile 1/1000 ölçekli eskiz çizimlerde analiz edilmiştir. Yapıların parsel özellikleri, plan özellikleri ve cephe özelliklerine yönelik tipolojiler geliştirilmiştir. Her yapı için ayrı olarak hazırlanmış olan dosyalarda 1/200 ölçekli çizimlerle desteklenmiş olan belgeleme, analiz, değerlendirme, karar ve öneriler yer alır. Geleneksel konutların değerleri, fiziksel ve kullanım problemleri ve kullanım potansiyelleri ortaya konmuştur. Bu potansiyeller ve problemler ışığında yapılan değerlendirmelerle geleneksel konutların tarihi, mimari ve kültürel değerlerini korumaya yönelik genel yaklaşımlar geliştirilerek, günümüz modern yaşam koşullarına uygun konut işlevini sürdürebilmesine yönelik gerekli müdahaleler belirlenmiştir. Alınan kararlar ışığında çalışılan geleneksel konutların mevcut ya da önerilen kullanıcı profiline göre yeniden düzenlenmesi amaçlanmış ve bu yönde öneriler geliştirilmiştir. Sonuçlar tartışılarak, geleneksel konutlarla ilgili yapılacak çalışmalara yönelik genel kararlar geliştirilmiştir.

This is a study concerning the space and usage problems of the traditional dwellings in Bartın. Being a traditional housing stock, the continuation of dwelling function is used as a tool in preservation of traditional dwellings with their architectural, historical and documentary values as a cultural property, to revitalize them with their original functional values. The study is concentrated on eleven residential buildings located in Asma Street where different usage problems are seen in the buildings showing different characteristics of traditional Anatolian dwellings in Bartın. The selected site Asma Street is analysed within the general framework of Bartın so as to derive sufficient information to evaluate the studied buildings within their nearby environment in relation to the architectural and social characteristics. It covers plan, façade, lot characteristics and typologies with analyses of studied area in 1/1000 scaled sketch drawings. In the second stage, a catalogue is prepared for each building, it is given in files which consist of documentation, analyses, evaluation, decision and proposal parts with 1/200 scale sketch drawings. The results are evaluated in main decisions for the building with general approaches and necessary interventions to continue its original "dwelling" function according to contemporary way of life. In the scope of the evaluation of both the architectural characteristics and values of traditional dwellings and the user characteristics and needs of their lives, the reorganisation of these traditional dwellings are done according to current or proposed user characteristics. The conclusions are discussed to develop general decisions for further studies on traditional dwellings.